Deneysel Gen Terapisi Nedir?

Gen terapisi fikri bilim insanlarının beyinlerinde uzun yıllar boyunca yer etti. Aslında genetik hastalıkların “genetik mühendisliği” ile iyileştirilebileceğini ilk kez 1966’da önermiş olan Amerikalı bir genetikçi Edward Tatum idi. Aynı yıl, başka bir Amerikalı Joshua Lederberg “virojenik terapi”nin ayrıntılarını The American Naturalist‘de yayınlanan bir makalede aktardı.

Deneysel Gen Terapisi Ne Anlama Gelmektedir?

Birçok araştırmacı daha sonra gen tedavisini konseptten gerçekliğe taşımak için gayretle çalıştı. 1972’de biyokimyager Paul Berg, insan DNA’sının bir bölümünü kesip çıkardıktan sonra virüsün genomuna ekleyip bakteri hücrelerini enfekte etmeyi öğrendi. Sonunda, insan insülini üretmek için bakteri bulabildi. On yıl sonra, Ronald M. Evans da sıçan büyüme hormonu genini bir retrovirüs içine yerleştirdi ve sonra bu geni fare hücrelerine aktardı.

Bütün bu çabalar gen terapisi devrimi için bir aşama oluşturdu. ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanan ilk gen tedavisi deneyi 1990’da gerçekleşti. Araştırma, David Vetter’dan sonra şiddetli kombine immün yetmezliği olan hastalar üzerinde yoğunlaştı.

Bu araştırmacılar, vücut dışı gen tedavisi olarak bilinen bir yöntem kullandı. İlk olarak, kalça kemiğine özel bir iğne ile ulaşarak kemik iliğinden kök hücrelerin alınmasını sağladılar. Daha sonra laboratuvarda kök hücreler, kemik iliğinden RNA’nın şiddetli kombine immün yetmezlik ile ilişkili geni içerecek şekilde değiştirilmiş retrovirüslere maruz bırakıldı. Retrovirüsler kök hücrelere bulaştı ve işlevsel geni konakçı kromozomuna aktardı. Daha sonra bilim insanları kök hücreleri aldı ve onları hastanın kan dolaşımına enjekte etti. Hücreler, kemik iliği için bir kestirme yol yaptı ve tüm iyi kök hücreler gibi gerekli gen kopyaları olan sağlıklı T hücreleri de dahil olmak üzere farklı hücre türlerinde olgunlaştı. Bu tekniği kullanarak şiddetli kombine immün yetmezliği olan düzinelerce çocuk tamamen iyileşti. Fakat genetikçilerin çalma listesindeki tek hastalık veya yaklaşım bu değildi.

Kalıtsal olarak DNA ile nesilden nesile aktarilan bir cok ozellik vardir. Kalıtsal özellikler bizim fiziki görünüşümüze katkısı olduğu gibi; genlerle birlikte istenmeyen bazı kalıtsal hastalıklar da  taşınabilir. Kalıtsal hastalık dediğimiz şey ise anne-babadan çocuklara ve onların çocuklarına geçen istenmeyen genetik bozukluklardır.

Bu genetik bozuklukları taşıyan ise DNA’nin yapıtaşı olan genlerdir. İstenmeyen genetik hastalıkların nesliden nesile aktarılmasını önlemek icin yapılan çalışmalar ve deneylere “GEN TERAPİSİ” adı verilir. Gen terapisinin amacı; insan yapısındaki genleri tanımak,hangi genin hangi hastalığı ya da özelliği şifrelediği gibi bilgileri ve diğer detaylari edinmektir.

Biontech’in Gen Terapisi Raporu

TGRT Haber’de Bilmedikleriniz programına Yazar Sevda Türküsev, Araştırmacı Yazar Erkan Trükten, Prof. Dr. Serhat Fındık ve magazinci Erol Köse katıldı. 

Pandemi ile ilgili konuların konuşulduğu programda Prof. Dr. Serhat Fındık ve Erkan Trükten‘den çarpıcı açıklamalar geldi.

Biontech’in ABD ile yaptığı anlaşmayı anlatan bir rapor(*) yayınladığını ifade eden Trükten, “Biontech’in sitesinde, ABD ile imzalanan sözleşme gereği, yüzlerce sayfalık bu ticari sözleşmenin yükümlülüklerini anlatan bir rapor hazırlanmış. Bu raporda, ne diyor biliyor musunuz, ‘Bunlar aşı değil gen terapisi’ diyor. Biontech kendisi diyor ki, ‘Bu şu anda bir gen terapisidir, ABD’de FDA şu anda bu gen terapilerine izin vermemektedir.’ diyor. Yani buna aşı demeyelim lütfen.” açıklamasında bulundu.

Nasıl kullanıldığı konusundaki soruya cevap veren Trükten, “Acil Kullanım Onayı ile bunların kullanımına izin veriliyor” şeklinde konuştu.

Aşıların Faz 3 çalışmalarının tamamlanmadığını belirten ve “aşı adayı” ifadesini kullanan Prof. Dr. Serhat Fındık, “Anlatılmayan noktalar var. Bizim vücudumuzda RNA’lar vardır. Esas bizim yapıtaşımız DNA’lardır. En önemli bölgedir. Yüce Allah’ın yarattığı her insanda birbirinden farklı olduğu yapıtaşlarıdır. Her insanda farklıdır, hiçbiri birbirisinin aynısı değildir. Dolayısıyla burada her türlü gen var. Erol bey de bilir, tümör supresör genler var, yani kanser engelleyici genler var. İşte çeşitli hastalıklarla ilgili, alerjiyle ilgili, pek çok genler var. Her şeyimiz, yazılımımız orada aslında bizim. Herkeste de farklıdır. Söylemedikleri şey şu aslında, mRNA bizim vücudumuzda da var. Yani mRNA, DNA’nın bulunduğu bölgeye giren tek RNA’dır. Bunun dışında tRNA, ribozomal RNA vardır. Bunların hiçbiri, DNA’nın olduğu bölgeye giremez. İşte burada, bilerek ya da bilmeyerek bir kandırmaca yapıyorlar. Bu zaten, DNA’nın bulunduğu yere giremez, dolayısıyla da bizim genlerimizi etkileyemez. Biraz önce Erkan Hoca’nın dediği gibi, aslında kendi sitelerine baktığınız zaman, bu gen terapisi, gen tedavisi olarak geçiyor. Gen tedavisi olarak belirtilen bir aşı adayının nasıl genlere hücum etmediğini düşünebilirsiniz ki. Zaten baktığınız zaman hedef o. Bir diğer şey ne savunma sistemi çöküyor.” dedi.

Hiç lafı uzatmayalım, Bunun altında bir entrika mı seziyorsunuz?” sorusuyla sözünü kesen Erol Köse’ye cevap veren Prof. Fındık, “Tabiki entrika seziyorum” cevabını verdi.

“Phizer, kendi sitesinde ‘Bir aşındanın Faz 3 çalışmasını 4 yıl sürer’ diyor”

Aşı çalışmalarında yan etki için sürelerin önemli olduğunu belirten Erkan Trükten, “Phizer kendi sitesinde bir aşının faz 3 çalışmasının 3-4 yazıyor” ifadesini kullandı.

Trükten, Avrupa İlaç Ajansı’nın 2024 yılında yan etkilerinin kesin sonuçlarını gözden geçireceğini belirtti.

Hiçbir hastama aşıyı tavsiye etmedim, ama araştırdım olmak istiyorum derse de karışamam” diyen Prof. Dr. Fındık, “Bırakın aşıyı, hasta bana dokunmanızı istemiyorum dediği zaman biz hastaya dokunamam bile. Siz tedaviyi ve aşıyı tavsiye edersiniz, dayatamazsınız. İki taraf diye insanları ayırmak bana çok yanlış geliyor. Hepimiz dünyanın en güzel ülkesindeyiz. İsteyen olabilir, devletimiz imkanları sunuyor. İsteyen olabilir. ‘Bir Faz 3’ü tamamlasın, ruhsatı alsın, yan tesirlerini bir görelim, ondan sonra biz de düşünüz.’ diyebilir. ” şeklinde konuştu.

Covid 19 aşısı: Tüm çocuklara aşılama yapılması gerekiyor mu?

Dünyada çocuk yaştakilere Covid 19 aşısının yapılmaya başlanması, etik olarak tartışma konusu olmuş durumda. ABD, 12 – 15 yaş aralığındaki 600 bin çocuğa Pfizer aşısı yapıldığını duyurdu.

İngiltere ise tüm yetişkinlere, Temmuz ayı sonuna kadar ilk doz aşıyı vermeyi amaçlıyor. Çocuklar konusunda ise henüz karar verilmiş değil.

Bilim çevreleri çocukların aşılanmasının hayatiliğini tartışmaya devam ediyor. Bu yanıtı ülkeden ülkeye değişiklik gösterebilecek olan karmaşık bir konu.

Aynı zamanda, konunun Dünya Sağlık Örgütü’nün de dile getirdiği ahlaki bir yönü var. Henüz birçok ülkede, risk grupları ve sağlık çalışanları aşı beklerken, bazı zengin ülkelerin çocukları aşılamaya başlaması konusu tartışma yarattı.

Çocuk yaştakilerin aşılanması ile ilgili bir görüş, aşının çocuklara göreceli olarak az bir yararı olduğunu savunuyor.

eczacilarim.com
Sitemizdeki bilgiler bir hekim danışmanın yerine geçemez. Bir rahatsızlığınız varsa doktora gitmeniz önemle tavsiye edilir. Sitemizde bulunan bilgiler üzerinden oluşabilecek herhangi bir zarardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Eczacılarım.com, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın Akılcı İlaç oluşumunu destekler.

* İlaçlar ile alakalı içerikler prospektüs bilgilerinden yararlanarak genel bilgilendirme amacı ile yazılmıştır.